Sergiler

“HAŞİM NUR GÜREL | RETROSPECTIVE – EXHIBIT ARTICLE OF THE ARTIST”

Sanal Sergisi

 

“HAŞİM NUR GÜREL RETROSPEKTİF-SEÇKİ”

1959 güzünde hem Marmara Denizi’nin ve Troya sahillerinin sualtları ile, hem de resim sanatı ve çevresi ile kısmen tanıştım. ‘Tavanarası Ressamları’ndan Seta Hidiş’in önerisi ile, 1965-66 yıllarında yaptığım suluboya, guaj ve yağlı boya resimlerimi 1967 yılında -daha sonra öğrencisi olacağım- İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Sinan Holü’nde ilk resim sergim olarak sergiledim. Sergide yer alan resimlerimin önemli bölümü sualtında gördüklerimden esinler taşıyorlardı. Kullandığım renkler ve imgeler denizin ve özellikle sahil mağaralarının büyüleyici ışık oyunlarını, sihirli atmosferlerini, ayna tavanlarını yakalama çabamın çırpınışları idi sanki...

O günlerden günümüze hem resim teknik ve malzemelerimi çeşitlendirerek, hem de resim sanatının kendime yakın hissettiğim ustalarını derinlemesine inceleyerek bu ilk sergimin duygularını aradım. İlk gençlik yıllarımdan günümüze tüm resimlerimde, zemin ve teknikleri yerinde kullanarak, insanın ve yaşamın gizlerine dokunabilmek için -kendi kişilik özelliklerimle de uygun- bir rota belirlemeye çalıştım. Ve gördüm ki, resmin size sunduğu yol seçenekleri de sürekli olarak değişmekte. Ressamın günümüzde gücünü aldığı veya arttıran da bu seçenek zenginliği... Becerilerinizi, ruhunuzu ve yaratıcılığınızı ne kadar iyi kullanırsanız size açılabilecek kapılar da o derecede çoğalabiliyor. Fakat her biri ardında farklı labirentler saklayan bu kapıları açtırıpsize ödüller sunabilecek fırsatları belirlerken becerileriniz ile uyumlu, gerçekçi hedefler de seçmek zorundasınız.

Ben bu anlamda, sanat hayatımın her döneminde elimdeki malzemeyi iyi tanımaya, onun özellikleri ile uzlaşmaya öncelik verdim. Kendi başına bir imgenin, bir rengin, bir ışık hüzmesinin üzerine gittiğim zaman bir sonuç alıp alamayacağımı kestirmeye çalıştım. Ruhumun, bakışlarımın hakkını verebilecek konuları, çeşitlemeleri içime buyur ettim. Baharlarda kır çiçeklerinin tek günlük veya birkaç günlük muhteşem davetlerini... İki avcı zarganayı... Melek balıklarını, dülgerleri, ahtapotları... Dağ eteklerinin kuytularında açan dağ orkidelerini... Yazın Likya kum zambaklarının beyazlarını, yeşillerini, sarılarını... Kumları örten sarı kum güllerinin zenginliğini...

60 yıldır süregelen resim tutkum, renk, doku ve teknik arayışlarım halen devam ediyor. Ömür biter, resim bitmez...

Haşim Nur Gürel Ocak 2020

 

“HAŞİM NUR GÜREL | RETROSPECTIVE – EXHIBIT ARTICLE OF THE ARTIST”

In the fall of 1959, I, partially, met both the underwater of the Sea of Marmara and Costs of Troya, and painting art and its environment. With the suggestion of Seta Hidiş from ‘Garret Painters’,in 1967, I displayed the watercolor, gouache and oil paintings that I made in 1965-66 at Hall of Sinan, İstanbul Technical University, Faculty of Architectureat which I will be a student. Most of my paintings which take part in exhibitwere inspired by what I saw underwater.Maybe the colours and images I used were the struggles of my effort to catch mirror ceilings, fascinating luminous effects and magical atmosphere of the sea and especially seaside caves… Since then, I have sought the feelings of my first exhibit by both diversifying my painting technique and materials, and thoroughly examining the masters of painting art whom I feel close.From my youth to nowadays, I have tried to set a course- also suitable for my personality characteristics-in all my paintings by using the floor and techniques correctly,to touch the secrects of human and life.And I’ve seen that the path options offered by painting are constantly changing.It is this richness of option which painter gets strength from and enhance…The better you use your skills, soul and creativity, the more doors can open. But you are obliged to choose realistic objectives that are consonant with your skills while opening these doors which each of them hide different labyrinths and specifying the opportunities which can present awards to you. I, in this sense, have prioritised to recognize the material I have in every period of my art life and come to terms with its features. I have tried to make out whether I could get a result or not when I advance on an single-handed image, a colour, a light beam. I have invited the themes and variations which can give remunerate my soul and glances in.The one day or a few days invitations of wild flowers in the blossom… Two hunter garfish… The spadefishes, zeus faber, octopuses… The mountain orchids bloom on the nook of mountain foot… Whites, greens, yellows of lycia sea daffodils… Richness of yellow sand roses that cover sands. My ongoing painting passion, colour, fabric and technique pursuits for 60 years still continues. Life ends, painting does not…   Haşim Nur Gürel January 2020

 


“SÜREÇLER”

Altan Çelem
Ergin İnan
Mahir Güven
Resul Aytemür
Selahattin Yıldırım
Yalçın Gökçebağ
Zahit Büyükişleyen

21 Şubat - 08 Mart 2020

 

Gallery 11.17, dördüncü sergisinde usta sanatçılar ağırlıyor.

Sanat yaşamları boyunca kendi ifade biçimleri ve resim dillerini geliştirip Türkiye’de modern resmin önemli isimleri arasında yer alan sanatçılar, SÜREÇLER sergisinde tematik bir ortaklık gözetmeden bir araya geliyor. Usta ressamlar olmalarının yanı sıra, Resul Aytemur, Altan Çelem, Selahattin Yıldırım, Ergin İnan, Mahir Güven, Zahit Büyükişleyen ve Yalçın Gökçebağ’ı buluşturan başlıca unsurlardan biri, hayatlarını, atölyelerinde üreterek ve eğitimcilik yaparak sürdürmeleri olmuştur. Resmin olanakları içinde geçen bu süreç boyunca ustalaşan sanatçılarınsanat dünyalarında, yakınlıkların olmaması şaşırtıcı olacaktır.

Pek çok bakımdan aralarında ilişki kurulabilecek ressamların, doğayı, toplumu ve bireyi ele alışlarındaki yakınlıklar dikkat çekicidir. Bu yakınlıkların kısaca gözetilmesi, SÜREÇLER başlıklı serginin bütünleştirici niteliğini izleyicilereiletecek, bir yandan da sanat anlayışlarındaki farklılıkları takip etmek açısından yol gösterici olacaktır.

Kent ve kentli bireylerin değişmekte olan durumu, sergideki kimi ressamların işlediği temel konulardan biri olarak dikkat çekmektedir. Aytemur’un canlı renklerin hâkim olduğu tuvallerinde, kent yaşamının rutinini sürdüren kalabalık insan grupları ve görünürdeki yaşamın kıyısında kalmış insanların farklılaşan deneyimlerini aktarılır. Çelem’in resimleri, kentin ve kent insanının geçirdiği olumsuz özellikler taşıyan değişim süreci ve gündelik hayatın çelişkilerine, paletine hâkim olan koyu değerler ile tanıklık eder.

İnan ve Yıldırım’ın eserlerinde, toplumsal bireyin duygularına dair bir anlatıma şahit oluruz. Düşünen, yalnızlaşan, acı çeken, kendisi ve toplumla kavga eden bireylerin arayış ve konumlanışları resimlerin içeriklerinin temelini oluşturur. Yıldırım’ın tuvalinde yer alan figürler, baskılanan, denetim altında tutulmaya çalışılan insanın, devlet-toplum-birey çatışmasında dâhil olduğu ilişkilerin dışavurumu olarak yorumlanabilir. İnan’ın yazılar ve böcek figürleri eşliğinde şekil verdiği portreleri, bizi bireyin iç dünyasının derinliğine doğru fantastik bir yolculuğa davet ederken eserlerde, insanın kozmosu bilme, onun içinde anlamlı bir yer edinme çabasını, incelikli ayrıntılar eşliğinde takip ederiz.

Güven’in, zaman ve mekânda yalnız kalmış bedenleri resmettiği yapıtlarında, insanın duygu ve düşüncelerini paylaşma arzusu ve bu arzunun hayata geçirilememesinin yarattığı sancı aktarılır. Karşılıklı temasın yaratacağı heyecanın eksikliği nedeniyle mavi bir kuşun ilgisine gereksinim duyan bireyin yalnızlığı, izleyiciyi dâhil oldukları bireysel ve toplumsal ilişkilerdeki konumlarını sorgulamaya çağırır. Büyükişleyen ve Gökçebağ’ın resimleri kentin yoğun kargaşasını geride bırakarak odağına doğayı alırlar. Ön plana doğayı koyan sanatçılar, doğanın yorumlanışı konusunda farklı noktalardan hareket ederler. Gökçebağ’ın resimleri, doğanın bir parçası olan insanın pratiğini ele alırken insanın doğa ile karşılıklı olarak birbirlerini değiştirme sürecinin takipçisi olur. Doğada hareket halinde olan insan ile doğa arasındaki uyumun arayışı Gökçebağ’ın resimlerindeki merkezi izlek olarak düşünülebilir. Büyükişleyen’in peyzajları, Gökçebağ’ın aksine figür barındırmaz fakat insanın doğanın bir parçası olduğunu dikkate alındığında, doğayı dönüştüren insan eyleminin bir yandan da insanın kendisine dönük bir pratik olduğunu izleyiciye çağrıştırır. Bu bağlamda Büyükişleyen’in peyzajları, doğada kendine yer açmaya çalışan insanın, onunla sürdürdüğü ilişkinindevam etmekte olan tarihini sorgulamaya davet eder. Her biri farklı üslupta çalışan ressamları, tek bir cümle içinde yazabilmemize olanak sağlayan ise yaşama bakışlarındaki eleştirel yaklaşımın tuvale aktarılmasıdır. Bu bağlamda SÜREÇLER sergisi, sanatçıların sorgulayan resim dillerinin ayırt ediciliği, içinde yaşadıkları toplumu ve toplumla ilişkili bireyi anlama ve yorumlama çabalarının yetkin bir resim dili ile gerçekleştirilmesinin bir parçasını bize sunmaktadır.

 

“CONTINUA”

Altan Çelem
Ergin İnan
Mahir Güven
Resul Aytemür
Selahattin Yıldırım
Yalçın Gökçebağ
Zahit Büyükişleyen

21 February - 08 March 2020

Gallery 11.17 is hosting master artists on its 4th exhibit. Artists whodeveloped their own forms of expression and painting languagethroughout their art life and thereby rank among the names of modern painting in Turkey,come together in the CONTINUA exhibit without paying regard to thematic partnership. Alongside being master painters, one of the primary factors that bring Resul Aytemur, Altan Çelem, Selahattin Yıldırım, Ergin İnan, Mahir Güven, Zahit Büyükişleyen and Yalçın Gökçebağ togetheris that they dedicate their life to produce and educate in their workplace.In art life of this artists who mastered throughout this process that past in painting resources, it would be surprising that there are no intimacy. The painters’ intimacies inapproachto the nature, society and individual, who can relate to each other in many aspects is remarkable. Paying regard to this intimacies briefly, would convey the integrative quality of the exhibit entitled CONTINUA, on the other hand it would be pathfinder in terms of following the differences in their sense of art. Ever-changing circumstance of city and citizens draws attention as one of the key issueshandled by some painters in the exhibit.

In Aytemur’s canvasses in which vibrant colours are dominant, crowded groups of people who live the rutin of city life and differentiating experiences of people who are on the edge of apparent life are conveyed. Çelem’s paintingswitness, with dark values which own his colour palatte, the process of change that has negative feature of the city and citizen and discrepancies of daily life. In the works of İnan and Yıldırım, we witness an expression about social individual’s feelings. Seeking and positioning of individuals who think, become isolated, suffer and tangle with themselves and society, underlie the contents of paintings.

Figures that partake in Yıldırım’s canvas can be interpreted as expression of relations in state-society-individual conflict of the human who is suppressed, tried to keep under control.While Inan’s portraits,in which he shapes in company with writings and beetle figures, invite us to a fantastic journey deep into the inner world of individual, we, in company with subtle details, follow the human’s effort of knowing cosmos and gaining a meaningful seat in it. In Güven’s works which he depicts the lonely bodies in time and place, human’s desire to share their feelings and thinking, and pain of inability to make this desire actualis conveyed.Solitude of individualwho needs the attention of a blue bird due to the lack of thrill created by mutual contact, summon the audience to query their position in individual and social relations that they got involved.

Paintings of Büyükişleyen and Gökçebağ, focus on nature by leaving the intense disorder of city behind.Artists who take nature to forefront, act by different points about the interpretation of nature.While paintings of Gökçebağ deal with the practice of human who is part of nature, it becomes the follower of the process of human’s mutual change with nature.Seek of harmony between nature and human who is on the move in nature, can be thought as central path in Gökçebağ’s paintings. Landscapes of Büyükişleyen, contrary to Gökçebağ, do not involve figure but considering that human is a part of nature, it reminds to the audience that human act that converts nature is, in the meantime, a practice towards human’sitself.In this context, landscapes of Büyükişleyen invite human trying to make room for itself in the nature to question the history of ongoing relation with it. It is the convey to the canvas of the critical approach in their view of life which allows us to write these painters who each one of all works in different style within a sentence. In this context, exhibit CONTINUA presentsus a part of distinctiveness of artists’ rogatory painting language and materialization of the effort to understand and interpret the society they live in and individual related to society with a competent painting language.

 


 

“GEÇİŞLER” Fevzi Karakoç 16 Ocak- 16 Şubat 2020

Karakoç’un resimlerinde monokrom arkaplan, tek bir rengin zenginleştirilmiş tonlarında, olabildiğince tesadüfi bir şekilde elin fırçayla koordinasyonunda kendisini bulur. Boya neredeyse hiçbir zaman belli bir açının tekrarlarıyla sürülmez, kaotik bir boyamanın izindedir. Arkaplanın monokromluğunun kırıldığı örneklerdeyse, kırık beyaz, sarı, gri gibi renklerden birisinin, yarı şeffaf bir yapıyla, koyu renk bir zemin üzerine tül benzeri bir örtü olarak çekildiğine tanık oluruz. Böylelikle renk ikiye çıkarılsa da, retinaya düşen etki yalın kalır.

Karakoç bu şeffaf boyamada fırça darbelerinin görünürlüğünü önemser. Darbeler olabilecek her açıdan zemini süpürürlerken bir yandan yüzeyi boyarlar, bir yandan da ondan boyasını geri alırlar. Kalan izler; yolun, sınırın, gökyüzünün ya da herhangi bir mekanın veya coğrafyanın tümüyle dışlandığı bu arı soyutlamada boş arka planın sığ değil derin bir yüzey olduğuna işaret eder. Karakoç’ta monokrom bu arkaplan, resmin bizatihi kendisidir.

Fakat Karakoç resmini bu arı soyutlama üzerine kursa da, onu yineleyen figürlerle eşleyerek bir ritim de tutar. Ritmin taşıyıcılığını yapan figürler bazen biberler, bazen narlar, bazen tüyler ve çoğunlukla da atlardır. Soyut bir denklem üzerinde dört bir yana koşuşan atlılar, hep yandan çizilmiş özdeş lekelerdir. Resmin sağdan sola ya da baş aşağıya çevrilmesi, resmin herhangi bir kayıp yaşamasına yol açmaz. Kaotik soyutlamanın oluşturduğu arkaplanın aksine, ritmi üreten grafik öğeler çoğunlukla simetrik bir dağılımdadır. Tekrarlayan bu figürler, aynı imgenin basit lekelerle oluşturulmuş sade betimlemeleridir, herhangi bir temsil yetkileri yoktur.

Karakoç bize bir öykü, anlam ya da mesaj iletmez. Resmi ikincil kılıp da bir anlatı üretmeyi reddeder. Resmi, resim diliyle verir. Karakoç resmi, kültürel öğeler haricinde kendi dışına kapalıdır. Seçtiği figürler ve tasvirleri bir öz taşımamakla birlikte, kültürel olarak Batı değil, Doğu kültürüne yakındır, Avrupa merkezli sanatın dışarısında davranabilen otonom bir donanımdadır. Bu, Karakoç’un otonom resmidir.

Yalın Alpay

 

“TRANSITIONS” Fevzi Karakoç 16 January- 16 February 2020

In Karakoç’s paintings, monochrome background finds itself in a single colour’s enriched hues, in the coordination of the hand with brush as adventitiously as possible. Hardly ever is the colour applied with a certain angle’s repetitions; it is on the track of a chaotic colouring. In the exempla where monochrome of the background is broken, we witness that one of the colours like off-white, yellow, grey, with a translucent structure, spreads on a dark coloured floor as a tulle-like cover. In this way, even though the colour is duplicated, impact on the retina remains simple.

Karakoç minds the visibility of brushstrokes in this transparent painting. While the strokes sweep the floor from every possible angle, on one hand they paint the floor, on the other hand they take the paint back. Remaining marks, in this pure abstraction where path, verge, sky or any place or geography are completely alienated, indicates that blank background is not shallow but a deep surface. In Karakoç, this monochrome background, per se, is the painting itself.

But, even though Karakoç builds his painting on this pure abstraction, he also keeps a rhythm by matching it with duplicative figures. Figures that carry the rhythm are sometimes peppers, sometimes pomegranates, sometimes feathers and mostly horses. Cavalcades who run to the four winds on an abstract equation are identical spots always drawn from the side. Rotating the painting from left to right or upside down does not cause any loss to painting. Contrary to the background formed by chaotic abstraction, graphic factors which produce rhythm are mostly in a symmetrical distribution. These repetitious figures are the pure descriptions of the same image which has been formed with simple spots; they do not have any power of representation.

Karakoç does not convey us a tale, meaning or message. He refuses to produce a narrative instead of painting. He gives the painting with painting language. Karakoç painting is closed to its external except cultural factors. Though the figures and depictions he picked do not bear an essence, they are close to the East culture not the West culture; he is in an autonomous complement which can act apart from Europe based art.

Yalın Alpay

Çeviri: Muhammet Ali Kızılkaya

 


 

“KESİŞMELER” Türkiye Modern Resminden Bir Kesit 5 Aralık- 12 Ocak 2019

Gallery 11.17 Türkiye modern resminden bir kesit sunan “Kesişmeler” isimli karma sergisi ile Türk resim sanatının usta isimlerini ağırlıyor. 5 Aralık ‘ta sanatseverler ile buluşacak olan ve Türkiye modern sanatının önemli isimlerinin yer alacağı sergide Leopold Levy’den, Burhan Uygur’a; Avni Arbaş’tan Bedri Rahmi Eyuboğlu’na; Nejad Devrim’den Mübin Orhan’a dönemin öne çıkan birçok ismi sanatseverler ile buluşuyor. Türk resminde 1945 sonrası girilen yeni döneme şahitlik yapan sergi, dönemin ressam kuşağı ve onun kendini yenilemekten çekinmeden güncelleyen ardıllarından bir seçki sunuyor. Kesişmeler” Türk resim sanatının önemli uğraklarına şahitlik etmemizi sağlamanın yanısıra seçkide yer alan eserlerin geçici heveslerin değil resim bilgi ve zanaatının güncel kalan formlarının sağlam örneklerini içeriyor olması açısından da önem taşıyor. Sergi 12 Ocak 2019 tarihine kadar Pazar ve Pazartesi günleri dışında her gün saat 11.00 ile 19.00 arası GALLERY11.17’de izlenebilir.

MEVLÜT AKYILDIZ “TERAZİ LASTİK CİMNASTİK” İSİMLİ CAMALTI RESİM ve HEYKEL SERGİSİYLE GALLERY11.17’ DE
17 Ekim - 1 Aralık 2019

Caddebostan’da sanat dünyasına yeni katılan Gallery 11.17 açılışında Mevlüt Akyıldız’ın İstanbul’da ilk kez sergilenecek olan 30\'a yakın camaltı resmi ve 12 heykeli 2017 Tophane’yi Amire Kültür Merkezi sergisinden sonra ilk kez İstanbul\'da sanatseverler ile buluşuyor. Ege Yılmaz doktora tezinde Akyıldız’ın sanatından şöyle bahsetmektedir; Akyıldız’ın resimlerine verdiği isimler ve resmin konuları halk dilinden seçilmiş vecizeler, atasözleri, deyişler ve masallardan oluşur. Sanatçı için isimler önemlidir. Üretim sürecinde çelişkilerden yola çıkan sanatçı eserlerinde hiciv ve ironiden yararlanmış, kendini bu şekilde ifade etmiştir. Şair ve yazar Ahmet Telli ise Mevlüt Akyıldız’ın resim ve heykelleri için şöyle demektedir; Gerçekliği tersyüz ederek gülümseten; gülümsetirken de kültürel, yaşamsal alanlardaki zıtların birliğinin alttan alta işlediğini fark ettiren resimler bunlar. İronik bakışla popüler kültürle dalga geçerken, uyumsuzluğun, kaotik olanın ritmi devinir figürlerde. Renklerin birbirleriyle diyaloğu da pekiştirir bunu. Böylece üslupçu bir sanatçı kimliği edinir ressam. … Üslupçu bir ressam dedik Akyıldız için. Nitekim minimal heykellerinde de ironi başat öğedir. Bu heykellerdeki kadın figürleri başlı başına değerlendirme konusu olabilir. Erkek egemenliğine meydan okuyuşun yanında, diklenen bir tavırla özgüvenin parodisi olarak da okunabilir bunlar. “TERAZİ LASTİK CİMNASTİK” İsimli sergi 17 Ekim-1 Aralık 2019 tarihleri arasında Pazar ve Pazartesi günleri dışında her gün saat 11.00 ile 19.00 arası GALLERY11.17’de izlenebilir.